BAŞARIMIZLA ÖVÜNELİM ve MORALİMİZ İ YÜKSEK TUTALIM (20 Ocak ve 27 Ocak 1995)

Burada kullandiğim "Övünmek" kelimesi, "kendimize inanmak, başarılarımızı takdir etmek ve yeteneklerimizi kibarca karşımizdakilere anlatmak" anlamında kullanılmıstır.

Başarılarımızla, iyi yaptıklarımızla ve sahip olduklarımızla övünmek insana moral, güc ve güven verir. Bazen henuz yapamadigimiz fakat basaracagimiza inandıklamızla ovunmek de gitmek istedigimiz yolda daha çabuk ilerlememize yardımcı olur.

Çocukluğumda "Mütavazi ol, senin yaptıklarını karsındakiler anlar ve mutlaka takdir ederler" diye ogrenmistim. Yillar sonra bunun yanlis oldugunu anladım. Birincisi bu benim yetistigim ortamda gecerli idi, ikincisi ihtiyacim oldugu anda alamadigim takdiri sonra ne yapacaktım? Tabi ki insanin onceden ogrendigi aliskanliklarla birlikte yasamasi kadar guzel bir sey yoktur. Eger cevre sartlari degisti ise etrafa uyum saglayabilmek icin zaman zaman aliskanliklarimizda yenilikler yapmak gereklidir. Bu yapilan yenilikler mutlulugumuzu ve basarimizi arttirir.

Ovunmekle ve guven verici konusmakla ilgili bir deneyimimi izninizle aktarayim. Turkiye'de edindigim bilgisayar programciligi ile ilgili bir ise girmistim. Yaptigim programlarin dogru olarak calisacagina inaniyordum. Fakat mutavaziligimi korumak icin, "Bilmiyorum, bilebildigim kadari ile yaptim insallah calisir" diyerek yaptigim isi bir ustume teslim ediyordum. Bunun yaninda yeni mezun olmus bir kisi yaptigi program icin "Harika bir program yaptim, hic hatasiz calisacak, cunku ben bu isin uzmaniyim" diyerek yaptigi isi bir ustune teslim ediyordu. Sonunda benim programim hic hatasiz calisirken yeni baslayanin programinda bir cok hata cikiyordu. Ve o "Ozur dilerim bunu atlamisim" diyerek bir cok duzeltmeden sonra programini calistiriyordu. Calisan programi icin "Su programa bakin! ne harika calisiyor" diyerek digerlerine ovunuyordu. Ama ben ayip olur diye ovunemiyordum. Toplantilara yeni mezun olani cagiriyorlar ve is yeri ile ilgili kararlar alinacaginda ben cok tecrubeli olmama ragmen benim fikrim sorulmuyordu ve yine onun fikrini soruyorlardi. Peki benim hatam neydi? Neden daha cok bilmeme ragmen hakkettiklerimi alamayordum. Yeni mezun olan ve benden daha az bilen neden daha cok ilgi ve takdir goruyordu. Cunku ben sahip olduklarimla ovunmesini bilmiyordum. Ovunemedigim icin de guvenli konusamiyordum. Bunlar bana ders oldu.

Cogumuz Avustralya'ya daha cok para kazanmak, daha rahat ve uygar yasamak veya cocuklarimiza daha iyi bir gelecek saglamak veya benzeri sebeplerden geldik. Ama % kacimiz amaclarini gerceklestirebildi? Amaclarina ulasanlardaki gizli guc neydi? Hepimiz ayni noktadan baslarken neden bazilarimiz daha basarili oldu? Neden digerlerimiz hala oldugumuz yerde belkide daha gerilerdeyiz? Tanri onlara "Yuru ya kulum" derken, bize "Sen oldugun yerde bekle mi dedi?

Bazilarinin yollari hep acik olurken, "kotu kader" kapilar yalniz bize mi kapadi? Iste basarisizliklarimizdan bir tanesi de yeterince elimizdekilerle ovunememiz ve beynimize kendimize guvendigimz konusunda yeterli sinyali gonderememizdir.

Herkesin mutlaka ovunecegi bir seyi vardir. Cocuklarimiz bizi cok seviyordur, guvendigimiz arkadaslarimiz vardir, cocuklarimiz istedigimiz yonde ilerlemis olabilir, iyi bir maddi varligimiz vardir veya yaptigimiz isi cok iyi yapiyoruzdur. Mutlaka ovunecek bir seyimiz vardir. Iste onu bulup aciga cikaralim. Buldugumuz seylerle ovunelim. Bunlari yuksek sesle birkac defa tekrarlayarak beynimize kaziyalim. Kendi kendimize moral, guc ve guven verelim. Beynimizi de buna alistiralim. Karanlikta ve yalniz olan kisi korkmadigini kendine anlatmak icin islik calarmis. Beyin bu "korkmuyurum" emrini aldigi icin insanin korkusu azalirmis. O halde neden bizde sahip olduklarimizla ovunup kendimize guven vermeyelim?
Hic birimiz hangi yasta olursak olalim "Ben su su isleri yaptim, basarisiz
oldum, ben hic bir ise yaramam" gibi moral bozucu ve guevensizlik yaratici dusunceleri aklimiza bile getirmeyelim. Zaman zaman basarisizliklarimiz aklimiza gelirse hemen yaptigimiz guzel seyleri "Ben sunlari yaptim ve daha yapacagim su su islerde var" gibi olumlu ve guven verici dusunceleri aklimiza getirelim. Davamli basarinizla ovunurseniz ve kedinize guvenirseniz inanin yolda bir daha dik yurursunuz. Isterseniz kendiniz de deneyin. Ornegin :Basarisizliklari ve moral bozucu seyleri bir kac defa tekrar ettikten sonra vitrin camindan kendinizi seyredin Bunun tersi olarak hep basarilarinizi ve ilerde basaracaginiz isleri kendi kendinize yarim saat tekrar ettikten sonra ayni vitrin caminda kendinizi tekrar seyredin. Iki goruntu arasindaki farka sizde sasacaksiniz. Daha bir dik yurudugunuzu ve umut dolu bir yuz goreceksiniz. Iste bu gorunumun ilerlemenize, mutlu olmaniza ve basarili olmaniza buyuk etkisi vardir.

“Burada kullandığım “Övünmek kelimesi, “Kendimize inanmak, başarılarımızı takdir etmek ve yeteneklerimizi kibarca karşımızdakilere anlatabilmek anlamında kullanılmıştır.

Geçen haftanın sonunda “Yapacağim, başaracağım, ben ne zorlukları atlatmadım ki, amaçlarım doğrultusunda daha çok ilerleyeceğim” gibi olumlu düşünceleri kendi kendimize belirli bir süre tekrarladıktan sonra, yolda bile bir daha dik yürürüz demiştik.

Şimdi, kendi kendimizle övünmemizin ve başaracağımıza inanmanın, beynimizdeki olusan düşünce zincirine bir bakalım. Daha önceki haftalarda (üçüncü bölümde) belirttiğimiz gibi beynimizde iki türlü bellek vardır. Bilinçli bellek ve bilincaltı “Gönüllü hizmetçi” gibi bizim emrimizde çalışır. Görevi, çalısmakır. “Ben şu işleri başardım, şimdi de şunları yapacağım” diye tekrarladığımızda bu “şunları yapacağım” emri bilinçli bellek tarafindan bilinçaltına gönderilir. Bilinçaltı bu emri aldığı zaman hemen harekete geçer, “sahibim şunları yapacak hazır olun” diye kollara, bacaklara ve bütün organlara emir gönderir. Organlarda canlılık başladığı için örneğin daha bir dik yürüme gercekleşmiş olur. Bilinçaltı ayrıca kendinde var olan bütün bilgileri derler, toparlar, ayrıca eksikleri de yapılması gerekenler ile birlikte belleğe gönderir. Bilinçli bellek de kendine gelen bu bilgilerin ışığında karar alır, kişi olarak hedefe doğru ilerlememiz bir arkadaşınızı yemeğe çağırdığınızda ne hazırlıklar yapılacağına karar vermeniz gibi. Bilinçaltı, ardadaşınızın neyi sevip sevmediğini, daha önceden kendinde var oldugu için bu bilgileri, ayrıca yemek hazırlamak için nelerin yapılması gerektigini, bilinçli belleğe gönderir. Bilinçli bellek de hava durumuna göre içerde ve dışarda yenileceğine, eldeki malzemelerin neler olduğuna, bütce durumuna göre daha nelerin alınması gerektiğine karar verir. Sonunda arkadaşınıza yemeği vermiş olursunuz.

Başarılarımızla övünür, kendimize güvenir ve “yapabiliriz” gibi olumlu düşünceleri sıkca tekrar edersek, bilinçli bellek bunları bir emir olarak blinçaltına gönderir. Bilinçaltına kayıt edilen her emir de sonunda yerine getirilir. Unutmayalım para pul istemeden emrimizde çalışan bir hizmetciden neden maksimum faydayı sağlayıp amaclarımıza ulaşmayalım? Bunun yanında yaptıklarımızla övünmeyip ve ileriye güvenle bakmayıp. “Nasıl olsa bu işler düzelmez, ben ne yapabilirim ki” diye olumsuz düşünür emrimizdeki gönüllü hizmetçiden faydalanmak istemeyebiliriz de. Ama neden faydalan mayalım ki?

Övünmek ile ilgili başka bir izlenimimi aktarmak istiyorum. Bir kaç yıl önce Brisbane’na tatile gitmiştim. Çevreyi tanımak için katıldığımız tur söförü göreceğimiz yerler için “dünyanın en modern binası, dünyada eşi olmayan botanik bahçesi, Okyanus’u ilk geçen uçak ve Avustralyalı’nın hayat hikayesi” gibi övgü dolu sözlerle tura başlamıştı. Gezinin başında kendi kendime “Çok şanslıyım. Çok değerli ve güzel şeyler göreceğız” diye düşünmüştüm. Fakat sonunda beklediklerimi bulamadım. Gördüğümüz yerler güzeldi fakat, Sydney’ dekilerden daha güzel de değildi. Övünmekle Brisbane’li ne yapıyordu? Birincisi çok değerli şeylere sahibiz diye kendine moral veriyordu. Ikincisi bölgesini güzel bir biçimde reklam yaparak daha çok turist gelmesini sağlıyor ve ekonomik kalkınmaya yardım ediyordu.

Bu arada, Türkiye’yi düşündüğümüzde, ne kadar çok doğal güzellikleri ve tarihi eserleri var. “Madem orası güzeldi de neden burdasın?” diye düşünelebilir diye, belki de bir kısmımız, Turkiye’yi yabancılara övmekten kacınabilir. Bunu hiç düşünmeyelim. Eğer mesleğimizi
çalısıyorsak, bizi buralara gelecek kadar bilgi ve beceri sahibi yapan o ülkedir. Türkiye’nin övülenelecek bir yerini bulup bunları yabancılara anlatırsak, hem kendimize moral vermiş oluruz hem de ülkemizin tanıtılmasına katkıda bulunmuş oluruz. Bu da burada yaşayan bizlere fayda sağlar.

Eğer çocuklarımız, yaptıkları iyilerle, abartarak da olsa övünüyorlarsa; bırakalım övünsünler. Abarttıkları kısımları nasıl olsa zamanla yapacaklardır. Çünkü “yapacağım, başaracağım” düşüncesi, küçük yaşta beyinlerine işlenirse, ilerdeki hayatlarında kendilerini güven alışkanlığı alınmış olur. Bu da basarılarını olumlu yönde etkiler. Ayrıca, okul ardadaşları hep övünecek bir seyler buluyorlarsa, neden bizim çocuklarımız övünecek birşey bulamayarak kendilerini yalnız hissetsinler? Haftaya görüşmek dileğiyle.

Hafataya gurusmek dilegiyle. Saygilarimla.
KAYNAK : "Think and Grow Rich". By Napoleeon Hill

No comments: